Bilgisayar Oyun Web Internet Güncel Bilişim Haberleri
Bilgisayar, oyun dünyası, web sayfaları ve internet teknolojileri üzerine en güncel bilişim haberleri.
-
Yorum YAZ!
Gtalk, Yahoo, msn, AOL, ICQ gibi mesajlaşma programlarının 5`inin bir arada görünümü diyebiliriz.
Mesajlaşma programları içinde şüphesiz hepimizin en azından Gtalk, Yahoo ve msn hesabımız vardır hatta kimimizde 3`ünü bir anda kullanmak gibi ihtiyacımızında olduğu olabiliyor.
Instan-t messenger ile bu sorun çözülmüş gibi görülüyor. Hem bilgisayarımızı hemde kendimizi kasmadan kullanımının keyfini sürelim
-
Yorum YAZ!
İlk kopya koyun doğdu. Türkiye’nin ilk kopya koyununa ”Oyalı” adı verildi.
İstanbul Üniversitesindeki (İÜ) klonlamayla dünyaya gelen Türkiye’nin ilk kopya koyununa ”Oyalı” adı verildi.
İÜ Basın-Halkla İlişkiler ve Tanıtım Müdürlüğünden yapılan yazılı açıklamada, İÜ bünyesinde 2005 yılından itibaren başlanan klonlama çalışmalarının, hayvancılık ve insan sağlığını ilgilendiren birçok konuda çığır açabileceğine dikkat çekildi.
Devlet Planlama Teşkilatı ve TÜBİTAK destekli projeler kapsamında yer alan ”Kopya Koyun Projesi”nin, Türkiye’nin ilk klon projesi olarak bilim tarihine geçtiği belirtilen açıklamada, Veterinerlik Fakültesi bünyesinde uzman bir ekip tarafından 3 yıldır sürdürülen çalışmaların ilk meyvelerini vermeye başladığı kaydedildi.
Prof. Dr. Sema Birler yönetimindeki uzman ekibin, 69 klon embriyoyu 8 koyuna transfer etmesiyle başlayan süreçte 2 koyunun hamile kaldığı anlatılan açıklamada, yoğun bir bakım ve takiple sağlıklı bir hamilelik dönemi geçiren koyunlardan birinin bugün sezaryenle doğum yaptığı bildirildi.
Türkiye’nin ilk kopya koyununa ”Oyalı” adı verildiği ve sağlık durumunun çok iyi olduğu belirtilen açıklamada, bilimsel çalışmaya ilişkin yarın İÜ Veterinerlik Fakültesinde basın toplantısı düzenleneceği kaydedildi.
-
Yorum YAZ!
Yaklaşık 40 yıldır tekerlekli sandalyede yaşayan ünlü astrofizikçi Stephen Hawking, ABD’de yapılan özel bir jet uçuşuyla yerçekimsiz ortamı tattı.
Yaklaşık 40 yıldır tekerlekli sandalyede yaşayan ünlü astrofizikçi Stephen Hawking, ABD’de yapılan özel bir jet uçuşuyla yerçekimsiz ortamı tattı.
Cape Canaveral Üssü’nden havalanan özel yapım jet uçağı, Stephen Hawking, doktorları ve hemşireleri ile diğer yolcularla birlikte Atlantik Okyanusu üzerinde önce 7 bin 315 metre irtifaya çıktı. Bundan sonra hemşireleri, ünlü fizikçi Hawking’i uçağın önüne taşıyıp, özel bir köpükten yapılma yastığa yerleştirdi.
Ardından jet önce 9 bin 754 metre yüksekliğe çıktı, ardından yeniden 7 bin 315 metreye parabolik dalış yaptı. Bu sırada Hawking ve diğer yolcular, 25 saniye süreyle yerçekimsiz bir ortamda kaldılar. 65 yaşındaki Hawking, ‘Sıfır Çekim Şirketi’nin düzenlediği özel ‘yerçekimsizlik deneyimi’ uçuşlarına katılan ilk engelli insan oldu.
-
Yorum YAZ!
Antarktika üzerindeki ozon tabakasındaki delik, bu yıl küçüldü…
Avrupa Uzay Ajansı (ESA), Antarktika üzerindeki ozon tabakasındaki deliğin, bu yıl yüzde 30 oranında küçüldüğünü açıkladı.
ESA’dan yapılan yazılı açıklamada, Envisat uydusu tarafından yapılan ölçümlerin, geçen yılki rekor düzeydeki 40 milyon tonluk kayba karşılık bu yıl ozon tabakasındaki kaybın 27,7 milyon ton olduğunu gösterdiği ve stratosferdeki ozon tabakasındaki deliğin yüzölçümünün, geçen yılki 29,5 milyon kilometrekareye karşılık bu yıl 24,7 milyon kilometrekare olarak ölçüldüğü belirtildi.
Açıklamada, “Delik her zamankinden küçük olsa bile, bundan ozon tabakasının iyileştiği sonucunu çıkaramayız” denildi.
Bilim adamları, ozon tabakasındaki deliğin küçülmesini ısının doğal değişimlerine ve atmosferin dinamiğine bağlıyor ve bunun uzun vadeli bir eğilimi yansıtmadığını düşünüyor.
-
Yorum YAZ!
ABD’li bir grup bilim adamı, kısa mesafede elektronik aygıtlara kablosuz bir şekilde elektrik enerjisi sağlayan bir sistem üzerinde çalıştıklarını açıkladılar.
ABD’li bir grup bilim adamı, kısa mesafede elektronik aygıtlara kablosuz bir şekilde elektrik enerjisi sağlayan bir sistem üzerinde çalıştıklarını açıkladılar. Bilim adamları tarafından geliştirilecek olan sistem eğer başarılı olursa kısa vadece MP3 çalar, dizüstü bilgisayar ve cep telefonu gibi aygıtları şarj etmek için kullanılan kablolar ve adaptörlerden kurtulacağız.
Elektrik dahisi Nicola Tesla tarafından 20. yüzyılın başlarında denenen ve büyük ölçüde başarı sağlanan hava yolu ile elektrik akımı iletilmesi, ABD’li bir grup bilim adamına göre yakın bir gelecekte somutlaşabilir. Bilim adamları, üzerinde çalıştıkları bir sistem sayesinde teorik olarak kısa mesafede elektrik akımı iletiminin mümkün olduğunu belirtiyorlar. Eğer sistem gerçeklik kazanırsa; MP3 çalar, dizüstü bilgisayar ve cep telefonu gibi aygıtları şarj etmek için kullanılan kablolar ve adaptörlerden yakın bir gelecekte kurtulacağız.
Yeni teori, çeşitli yönleriyle Tesla’nın planladığından farklılaşıyor. Yeni teoriyi geliştiren Massachusetts Teknoloji Enstitüsü bilim adamlarına göre yüksek frekansta çalışan iki anten arasında frekans rezonansı aracılığıyla enerji transferi yapılabiliyor. Bu durumda antenlerden birisi kablolu enerji kaynağına bağlı olarak çalışıyor ve rezonans yaratarak diğer antene kablosuz bir şekilde iletilebilecek bir enerji “kuyruğu” oluşturuyor.
Araştırmacılara göre ‘sempatik’ rezonans aracılığıyla transfer edilmeyen herhangi bir enerji radyasyon yaymıyor ve kaynak anten tarafından tekrar emiliyor, böylece insan sağlığı açısından bir tehdit oluşturmuyor.
Bilim adamları tarafından teorize edilen sistem 3 ile 5 metre arasında çalışabilecek ve antenler arasında doğrudan görüş açısı gerektirmeyecek. Sistem ayrıca sahip olacağı potansiyel sayesinde ileride daha uzun mesafelerde de çalışabilecek.
-
Yorum YAZ!
Big Bang teorisinin temelini Einstein attı, radyasyonu Penzias ile Wilson buldu, maddeye kütle kazandıran parçacığı Peter Higgs keşfetti ve “Yüzyılın Deneyi”ni Lyn Evans başlattı. İşte CERN’ün tüm dehaları…
10 Eylül’de CERN’de başlatılan ‘Yüzyılın Deneyi’ ile maddenin sırlarının açığa çıkarılmasında dev bir adım atılmış oldu. Bir süredir durdurulan ve 2 ay sonra yeniden başlanacak deneyle, evrenin yaklaşık 14 milyar yıllık hikayesininin eksik kalan bölümünde neler olduğu anlaşılmaya çalışılacak. Aynı zamanda evrenin ve maddenin yapısına ilişkin bulmacanın en temel parçaları ortaya çıkacak. Bu gelişmelerin arkasında bir yüzyıl içinde çığır açan bilimsel buluşlar ve bu buluşlara imza atan dehalar var.
ALBERT EINSTEIN: BIG BANG’İN ALTYAPISINI OLUŞTURDU
Bugün bilim çevrelerince geniş kabul gören Big Bang teorisinin temelinde Einstein’ın genel görelilik kuramı yatıyor. Einstein genel görelilik kuramı temel olarak kütlenin dört boyutlu uzayı eğip büktüğünü ortaya koydu. Zamanında inanılması güç olan ama daha sonra farklı gözlemlerle kanıtlanmış pek çok öngörüyü beraberinde getiren olan genel görelelik kuramı ile evrenin ortaya çıkışı ve yapısı hakkındaki bugünkü bilgilerimizin de temeli atılmış oluyordu. Ancak ilginçtir Big Bang teorisini altyapısını oluşturan kurama imza atan Einstein başlangıçta evrenin genişlen değil sabit bir yapıda olduğunu düşünüyordu. Daha sonra Einstein’da doğruladığı Big Bang teorisini birbirinden bağımsız olarak iki biliminsanı farklı zamanlarda ortaya attı.
ALEXANDER FRIEDMAN: BIG BANG’İN BABASI
Einstein’ın genel görelilik kuramı üzerinden uzayın sabit değil değişken bir yapıda olduğunu ilk ortaya atan Rus kozmolog ve matematikçi Alexander Friedman oldu.
1888’de St. Petersburg’da doğan Friedman yaşamının büyük bir bölümünü doğduğu kentte geçirdi. Birinci Dünya Savaşı’nda savaş pilotu olarak görev alan Friedman savaş sonrasında matematik ve kozmoloji çalışmalarına tekrar döndü. Görelilik kuramı üzerine yaptığı çalışmalar sonucunda evrenin sanıldığı gibi durağan değil sürekli genişleyen bir yapıda olduğunu öne sürdü. Bu iddiayı ilk süren kişi Friedman’dı ancak iddiası yalnızca teorik hesaplamalara dayanıyordu ve gözlemle desteklenmiyordu. Uzmanlık alanı olan matematik ve kozmoloji dışında meteorolojik deneylere de katılan bilim adamı 1925’te, o yıllar için bir rekor olan, 7bin 400 metre yükseğe balon gönderme deneyinde bulundu. Alexander Friedman aynı yıl, 37 yaşında hayata gözlerini yumdu.
GEORGES LEMAITRE: EVRENİN GENİŞLEDİĞİNİ KANITLADI
Birçok kişi için Big Bang teorisini ilk ortaya atan kişi olarak görülen Georges Lemaitre 1894’de Belçika’da doğdu. 17 yaşında Leuven Katolik Üniversitesi’nde mühendislik eğitimine başladı. Ancak Birinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla eğitimine ara vererek savaşa katıldı. Savaş sonrasında bir taraftan fizik ve matematik almaya, bir yandan da papazlık eğitimi almaya başladı. Yaşamı boyunca bilim insanı ve papazlık taşıyacağı iki farklı unvan olacaktı. Bu bakımdan Lemaitre bilim tarhinde modern dönemlerin ilginç kişiliklerinden biri kabul edildi. 1923-25 arasında İngiltere ve Amerika’nın saygın okullarında devam eden çalışmalarından sonra ülkesine döndü ve fizik ve matematik çalışmalarına başladı. 1927 yılında görelelik kuramı üzerinde yaptığı çalışmalar sonucuında, Friedman’ın 1922’de bulduğu gibi evrenin genişlediği sonucuna vardı. Aynı yıl Solvay’da düzenlenen fizik konferansında Einstein’la karşılaşan Lemaitre, beş yıllık gecikmeyi ünlü fizikçiden duydu. Lemaitre’in bu gecikmesi Big bang teorisinin geliştirilmesindeki rolünü azaltmadı. İyi bir matematikçi olan Friedman 1922’de evrenin genişlediği sonucuna varmıştı ancak bunu matematiksel kanıtlara dayandırmış, astronomik gözlemlere dayandırmamıştı. Lemaitre ise teorisini oluştururken astronomlarla çalışmış ve teorisini test edilebilir ve zamanının gözlemlerine uygun olarak kurmuştu. 1931’de teorisi İngilizce’ye çevrilen Lemaitre, teorisi için ‘İlkel Atom’ adını kullanıyor ve bunun için; ‘yaradılış anında patlayan Kozmik Yumurta’ tanımını yapıyordu. Teorinin bugün bilinen ‘Big Bang - Büyük Patlama’ adı İngiliz astronom Fred Hoyle’a aittir. Yaşamının geri kalan kısmında hem bilimsel alanda, hem de dinsel alanda pek çok kez ödüülendirilen ve çeşitli unvanlara layık görülen Lemaitre için belki en büyük ödül teorisinin kanıtının bulunmasıydı. 1966’da öldüğünde, teoriyi kanıtı olarak görülen Big Bang’den arta kalan kozmik radyasyonun keşfinin üzerinden henüz bir yıldan biraz fazla zaman geçmişti.
EDWIN HUBBLE: FARKLI GALAKSİLERİN VARLIĞINI KANITLADI
Big Bang teorisinin kanıtlanması 1964’ü bulmuştu ancak Friedman ve Lemaitre’in gösterdikleri evrenin genişlediği teorisinin kanıtları 1929’da bulundu. Evrenin tarihinin ve yapısının anlaşılmasındaki bu önemli kanıtı bulan kişi ABD’li fizikçi Edwin Hubble’dı. 1889’da Missori’de doğan ünlü fizikçinin Friedman ve Lemaître ile ortak olan yanı yalnızca Big Bang teorisine olan katkısı değildi. Hubble’da da diğer meslektaşları gibi Birinci Dünya Savaşın’da aktif görev almış ve savaş sonrasında astro-fizik çalışmalarına hız verdi. Hubble’ın bilime en önemli katkısı galaksiler üzerine yaptığı çalışmalardı. Onun zamanında evrenin büsbütün Samanyolu’ndan ibaret olduğu düşünülüyordu. Ancak Hubble, yaşamının büyük bölümünde Wilson Dağı’ndaki gözlemevinde yaptığı çalışmalarla Andromeda’nın da içinde bulunduğu birçok farklı galaksinin varlığını kanıtladı. Böylelikle evrenin büyüklüğü ile ilgili görüş temelden değişmiş oldu. Amerikalı astronom birçok galaksinin olduğunu kanıtlamakla kalmadı aynı zamanda bu galaksilerin birbirinden uzaklaştığını da kanıtladı. Galaksilerin birbirinden uzaklaşmalarının kanıtlanması aynı zamanda evrenin de statik olmadığının ve genişlediğinin kanıtıydı. Hubble bunu yıldızlardan gelen ışığın dalgaboyunu inceleyerek yaptı. Işık tayfı yakından incelenirse onun yalnızca birtakım farklı dalgaboylarından ışık içermediği, bunların dışında bir dizi çizgiden de oluştuğu görülür. Yıldızlardan gelen ışık incelendiğinde sözkonusu dalgaboyları ve çizgiler ışık tayfının kızıl ucuna doğru yaklaşmaktadır. Buna kızıla kayma denir. Gökadalar zayıfladıkça kızıla kaymanın artışı Hubble’ın dikkatini çekti. Bu gökadaların uzaklığı arttıkça daha hızlı hareket ettiklerini gösteriyordu. 1929’da Hubble ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalarla gökadaların hızını ve Dünya’dan uzaklıklarını hesaplamak için kızıla kayma derecesini ölçebilecek bir duruma geldi. Hızın uzaklıkla orantılı olarak arttığı bulundu. Hubble yasası olarak tarihe geçen bu buluş, evrenin genişlediğinin ilk kanıtıydı. Artık uzayın statik değil, genişleyen bir yapıda olduğunun teorinin ötesinde, gözlemlenmiş kanıtları ortaya çıkmıştı. Bu büyük buluşun sonrasında da Hubble Wilson Dağı’da yaptığı gözlemlerine Eylül 1953’te sona eren yaşamı boyunca devam etti. Bu büyük astronomun bilime yaptığı katkılar unutulmadı. İnsanoğlunun evreni gözlemesindeki en önemli adımlardan olan ve gökyüzüne fırlatılıp Dünya yörüngesinden gözlemler yapacak bir teleskoba Hubble’ın ismi verildi. Astronomi tarihinin en önemli araçlarından biri olan Hubble teleskopu, 1990’dan bu yana, adını aldığı büyük bilim insanı gibi, evreni gözlemeye devam ediyor.
A. PENZIAS VE R. WILSON: RADYASYONU BULDU
Hubble uzayın genişlediğini gözlemleyerek kanıtlamıştı, ancak bu Big Bang’in varlığına ait elle tutulur kanıtlar sağlamıyordu. Evrenin büyük patlama sonucunda oluştuğuna dair teorik hesaplamalar olsa da gözlemlere dayanan kanıt uzun süre bulunamadı.
Bu kanıtları bulanlar ise Arno Allan Penzias ve Robert Woodward Wilson adlı iki bilim adamı oldu. 1933’te bir Yahudi ailenin oğlu olarak doğan Allan Penzias, İkinici Dünya Savaşı’nda Nazi Almanyası’nın Yahudilere karşı uyguladığı soykırımdan kurtulmayı başaran şanslı kişilerden biriydi. 1940 yılında ailesi ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri’ne kaçmayı başaran Panzias 1946’da bu ülkenin vatandaşlığına geçti ve yaşamı boyunca bu ülkede yaşadı. 1951’de Brooklyn Teknik Üniversitesi’nden mezun oldu. 1962’de doktorasını aldı ve daha sonra ünlü Bell Labaratuvarların’da bilimsel çalışmalarına devam etti. Burası Big Bang’in kanıtlarını bulan iki bilim adamının ortak adresleri oldu. 1936’da Texs-Huston’da doğan Wilson doktora derecesini Penzias’la aynı senede, 1962’de California Teknik Enstitüsü’nde aldı ve hemen arkasında Bell Labaratuvarları’nda çalışmaya başladı.
Yüzyılın önemli buluşların biri olan, evrenin ilk oluşum zamanlarına ait radyasyonun keşfinin tesadüflere dayalı ilginç bir hikayesi var: İki bilim adamı büyük bir antenin üzerinde çalışıyorlardı. Bir süre sonra antende tanımlayamadıkları radyo sinyalleri almaya başladılar. Teknik bir hatanın olduğunu düşünerek sistemleri birçok kez kontrol ettiler. Bu günleri anlatan iki bilim adamı seslerin nedeninin, antendeki güvercin pisliklerinden kaynaklanmış olabileceğini dahi düşündüklerini ve anteni temizlediklerini ancak gelen seslerde bir değişiklik olmadığını söylüyorlar. Yaptıkları tüm kontrollerden sonra bunun evrenin ilk oluşumunda ortaya çıkan radyasyonun izleri olabileceğini düşündüler ve yaptıkları hesaplamalardan sonra bu iddialarını kanıtladılar ve yayınladılar. Artık Big Bang’in gözlemlenmiş fiziki kanıtlarına ulaşılmıştı. İki bilim adamının bu büyük buluşu kendilerini 1978’de Nobel Ödülü’nü getirdi.
PETER HIGGS: MADDEYE KÜTLE KAZANDIRAN HIGGS PARÇACAĞI’NI KEŞFETTİ
Bugün Big Bang’den gününmüze kadar evrenin 13.7 yılık tarihinin büyük oranda biliyoruz ancak bilmediğimiz bölümleri de var. Ayrıca evrenin yapısıyla ilgili aydınlanmamış pek çok konu da var. Bunlardan en önemlilerinden biri anti-maddeyle ilgili olan bilmediklerimiz. Teorik olarak kanıtlanmış anti maddeyi, maddenin karşıtı olarak düşünebiliriz. Ancak eğer evrenin ilk oluşumunda maddeyle eşit oranda olsaydı madde ortaya çıkmayacaktı. Şu an bilim adamlarının çözmeye çalıştıkları önemli sorulardan biri de bu anti-maddeye ne olduğu… Bir başka önemli bilimsel soru da karanlık madde…Evrenin yaklaşık yüzde 96’ını kapladığı varsayılan karanlık madde ile bilinenler çok az. Maddenin yapısı ile de ilgili bilinmeyen çok şey var. Bugün kuantum fiziği sayesinde atomaltı parçacıklar hakkında bir çok bilgi bulunuyor fakat maddeye kütle kazandıran parçacıklar yalnızca teorik olarak ortaya konulmuş ve henüz gözlemlenememiş durumda. Maddeyle ilgili tüm bu sorular araştırmacıları yeniden Big Bang’e götürüyor. Çünkü Büyük Patlama’nın saniyenin çok küçük bir bölümünde oluşan ortam bu soruların cevabını içeriyor. CERN’deki deneyde de asıl yapılmaya çalışılan bu ortamın inceleme yapılacak bir şekile yeniden yaratılmaya çalışılması. Böylelikle aranan cevapların gözlemlenebilmesi dolayısıyla da kanıtlanması sözkonusu olacak. Bu teorilerden en önemlisi Higgs Bozonu olarak bilinen ve maddenin kütle kazanmasını açıklayan teori.
Bugün maddenin yapısını açıklayan modele Standart Model deniyor. Bu modele göre atomaltı parçalarının neler olduğu ve yapıları deneylerle kanıtlanmış durumda. Bir atom, kuark, lepton ve nötrino adı verilen parçacıklardan meydana geliyor. Örneğin atom çekirdeğinin çevresinde dolaşan eksi yüklü elektron bir çeşit lepton kabul ediliyor. “Atom çekirdeğini oluşturan proton ve nötronların yapı taşları da kuarak adı verilen parçacıklardır” deniliyor. Farklı kuarkların farklı oranda bir araya gelmesinden protonlar ve nötronlar oluşuyor. Bugün standart modeli oluşturan parçacıkların biri hariç tümünün varlığı deneysel olarak kanıtlanmış durumda. Kanıtlanan ve CERN’de yapılan deneyde kanıtı aranacak parçacık ise maddeye kütle kazandıran Higgs Parçacığı ya da Higgs Bozonu. Bazılarınca Tanrı’nın Parçacığı olarak nitelenen bu temel paraçacık adını ünlü İngiliz fizikçi Peter Higgs’den alıyor.
Peter Higgs 1929’da Manchester’da doğdu. İkinci Dünya Savaşı’nda eğitimine ara vermek zorunda kaldı. Savaş sonunda başladığı Cotham School’un eski mezunlarından kuantum mekeniğinin kurucularından Paul Dirac, Higgs’in gelecek yaşamını etkileyen kişilerden biri oldu. Daha sonra eğitimindeki duraklar önce matematikğe yoğunlaştığı City of London School, sonra da fizikde onur ödülüyle mezun olacağı Kings College oldu. Farklı üniversitelerde görev aldıktan sonra 1960’da ses getirecek çalışmalarını yapacağı Edinburg Üniversitesi’ne geldi. Burada özellikle parçacık fiziği üzerine çalışmalarda bulundu. Asıl ilgilendiği soru maddenin nasıl kütle kazandığıydı. Buradaki çalışmalarında Big Bang’in ilk zamanlarında kütlesiz olan parçacıkların, patlamanın hemen teorik olarak düşünülen bir alanadan geçerken (bu alana da bugün Higgs Alanı deniyor), bu alanla etkileşime geçerek kütle kazandıklarını öne sürdü. Higgs, bu alanın evren boyunca yakılarak, atomaltı parçaçıkların kütle kazanacak biçimde etkileşime gireceklerini ileri sürdü. Higgs ile CERN’in bu teori çerçevesindeki buluşmaları da bu yıllarda oldu. Higgs’in teorisini yayımlayan Physics Letters adlı yayın organı CERN tarafından finanse ediliyordu. Bundan sonraki dönemlerde teorisiyle ilgili tartışmalar sürüp gitti ancak teorinin sınanabileceği bir deneysel içinde 2008’e kadar ortam teknolojik ve mali sıkıntılar nedeniyle oluşturulamadı. Sonraki yıllarda Higgs çalışmalarını aynı üniversitede devam etti. 1980’de kendisine teorik fizik kürsüsü verildi. 1983’de Birleşik Krallık’ın en saygın bilim kurumu olan Royal Society’ye, 1991’de de Institude of Physics’e kabul edildi. Edinburg Üniversitesi’nden 1996’da emekli olduğunda kendisine emeklerinden dolayı Emeritus Profesör unvanı verildi. Bu unvan Birleşik Krallık’ta bir üniversiteye yaşamı boyunca büyük katkılar yapan kişilere emekliliklerinde minnet ifadesi olarak verilen unvan. Bu günlerde yaşamının büyük bölümünü geçirdiği Edinburg’da emekliliğin tadının çıkaran Higgs, CERN’deki deneyin sonuçlarını en fazla merak eden kişişilerden biri.
LYN EVANS: YÜZYILIN DENEYİNİ BAŞLATTI
Şüphesiz ki evrenin oluşumu ve yapısıyla ilgili bilinenlerin arkasındaki büyük bilimsel buluşlara katkı yapan başka birçok büyük bilim adamı daha var. Birçokları bu sırların peşinden koşmaya devam ediyor. Bugün CERN’de devam eden deneyde binlercesi görev alıyor. Binlerce bilim adamının oluşturduğu takımın başında ise Galler’de doğan bir bilim adamı bulunuyor.LHC deneyinin başındaki isim olan Dr. Lyn Evans, 1945’de Galler’de yer alan küçük bir kent olan Aberdare’de madencinin oğlu olarak dünyaya geldi. Kendisiyle yapılan röportajlarda, çocukluğunun kendince deneyler yaparak ya da bir şeyleri havaya uçurmaya çalışarak geçtiğini söylüyor. Eğitimini doğduğu ülkede Swansea Üniversite’sinde tamamladı. CERN’de görev alamadan önce bir süre Fransa’da kaldı. BBC’ye verdiği demeçte bu yıllara hayatının en kötü yılları olduğunu söyledi: “Kariyerimin en kötü zamanlarında bir üniversitede aldım görev nedeniyle geldiğim Fransa’da yaşadım. Benim için gerçek bir kabustu. Ancak ironik bir biçimde CERN’e katıldıktan sonra da zamanımın yarısını Fransa’da geçiriyorum.” Başında bulunduğu ekiple yaptığı çalışmalar ise Evans için güç olmasına rağmen bugüne kadar yakaladığı en büyük fırsat ve şu anda yer aldığı projenin büyüklüğü karşısında hâlâ şaşırıyor. Projedeki rolünü Evans şöyle tanımlıyor: “Milyarlarca dolarlık bu projenin tasarımından ve inşasından sorumluyum. Bu dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcıdı LHC (Large Hadron Collider-Büyük Hadron Çarpıştrıcısı). Yaşamım boyunca büyük projelerde yer aldım ama aşağıya tünelin içine girdiğimde adeta donup kaldım. Her gün binlerce kişinin çalıştığı dev bir laboratuarda koşturup duruyorum. Ayrıca hızlandırıcıyla ilgili yapılan diğer işlemlerin de kontrol edilmesi gerekiyor. Bunun için dünyanın dört bir yanından gelen yüzlerce bilim adamı ve mühendisin aralarındaki koordinasyonun sağlanmasına bağlı. İşim bir başka bölümü de bol bol seyahat etmemi gerektiriyor. Geçenlerde Çin Başkanı’yla tanıştım. Bu da Aberdare’den çıkan bir Galli için hiç de fena olmayan bir şey.”
LHC’nin başındaki kişi olarak Evans için bilimsel kişilik kadar insanlarla ilişki kurabilme yeteneği de çok önemli. İnsanlara yaptıkları işi anlatırken çoğu kez İngilizlere özgü espri anlayışına başvuruyor. Deneyle ilgili felaket sorularına sık sık muhatap olan Evans, denizin karşı tarafındaki hemşehrilerini bakın nasıl rahatlatıyor: “Merak etmeyin Cardifliler (Cardif İngiltere’nin Manş Denizi kenarındaki en büyük şehri), deney sırasında tsunami olmayacak.”
-
Yorum YAZ!
Microsoft tarayıcısını Vista altında daha da güvenli hale getirebilirsiniz. Çözüm burada…
Microsoft’un Internet Explorer (IE) tarayıcısı siber suçlular için tam bir ana hedef pozisyonunda. Sonuçta tüm kullanıcıların yüzde 70′den fazlası bu tarayıcıyı kullanıyor. Vista kullanıcıları 7. IE sürümünden beri Veri Yürütme Engellemesi ile (DEP: Data Execution Prevention) daha fazla güvenlik sağlayabiliyorlar. Fakat Microsoft bu özelliği standart olarak devre dışı bıraktı. Size bu koruma özelliğini nasıl etkinleştireceğinizi göstereceğiz.
İsterseniz biraz DEP’ten bahsedelim. DEP namı diğer Veri Yürütme Engellemesi, bellekte zararlı kod çalıştırmayı engelleyebiliyor. Bu fonksiyon bir kere etkinleştirildiğinde RAM’deki bellek taşmaları ve benzer saldırıları geri çevirebiliyor. Buna ulaşmak içinse Microsoft tarayıcısını yönetici hakları ile çalıştırmanız ve uygun yere tik atmanız yeterli oluyor.
Download: Internet Explorer 8 Beta
İşemciniz bu DEP’i destekliyor mu?
Microsoft bu koruma mekanizması varsayılan olarak devre dışı bıraktı çünkü DEP bazı eklentilerle uyumsuz olabiliyor. Eğer bizim gösterdiğimiz değişiklikleri yaptıktan sonra tarayıcı ile problemler yaşarsanız püf noktadan vazgeçip bunun yerine gelecek olan IE8 sürümünü beklemelisiniz. Yeni Internet Explorer DEP’i daha güvenilir bir şekilde destekleyecek.
DEP’i kullanabilmek için öncelikle işlemcinizin bunu destekleyip desteklemediğini öğrenmelisiniz. Bunu öğrenmek için Vista altında “Gelişmiş Sistem Özelliklerine” girin. Performans kısmındaki Ayarlar butonuna tıklayın. Açılan pencerede Veri Yürütme Engellemesine geçin, sonrasında çıkan pencerenin aşağısındaki ibareye bakın. “Bilgisayarınızın işlemcisi donanım tabanlı DEP’i destekliyor.” İbaresini gördüğünüzde burada anlatılan ipucundan yararlanabilirsiniz.
Not: Elbette aklınızdan şu soru geçebilir: “Bu özelik XP altındaki IE7′de mevcut mu?” Cevabımız ne yazık ki hayır. Aslında Windows XP, SP2′den beri DEP’i destekliyor fakat IE7′nin ayarlarına girdiğinizde burada anlatılacak olan seçeneğin olmadığını göreceksiniz.
Download: Internet Explorer 8 Beta
-
Yorum YAZ!
Onlarca parçadan oluşan downloadlarınız tek bir RAR dosyası yüzünden heba olmasın.
Download yapmak artık günlük yaşantımızın bir parçası. Geceden bıraktığımız onlarca GB’lık dosyaları ertesi sabah kontrol etmek dahi büyük bir zaman alabiliyor.
Download protokolleri yazımızda aradığınız dosyaları nasıl indirebileceğinizi yazdık. Ancak parçalara ayrılmış dosyaları nasıl birleştireceğiniz konusuna burada değinmemiz gerekiyor.
Öncelikle bu dosyaların genellikle Winrar isimli sıkıştırma programı ile parçalara bölündüğünü belirtelim. Fakat spesifik programlarla da parçalara ayrılmış dosyalar da yok değil.
Bu tür dosyalardan oluşan dosyaların indirme sayfalarında genellikle uyarı mesajı bulunmaktadır.
Winrar ile parçalı dosyaları birleştirmek için yapmanız gereken aslında oldukça basit. Parçalara ayrılmış dosyaları bir klasörde bulundurtuktan sonra, herhangi birine sağ tıklayıp “Klasöre Çıkart [dosya ismi]” seçeneğini seçmeniz yeterli.
Bundan sonra dosyanın büyüklüğüne göre dosyaları birleştirme ve dışarı çıkarma işleminin bitmesini beklemeniz gerekiyor.
Ancak tam bu noktada kimi zaman kullanıcıların sabır sınırlarını zorlayan, dosyalardan bir ya da birkaçının bozuk olduğunu bildiren bir hata mesajı çıkabiliyor.
Bozuk olduğu öne sürülen RAR dosyalarını tekrar indirmeniz de sorunu çözmüyorsa GB’larca büyüklükteki dosyalarınızı çöpe atmanız gerekebilir.
www.quickpar.org.uk adresinden indirebileceğiniz Quickpar, bozuk sektörlere sahip RAR dosyalarını onarmaya yarayan ücretsiz bir yazılım.
RAR dosyalarını onarabilmek için, çoğu web sitesi ya da Usenet sunucularında RAR dosyaları ile birlikte sunulan PAR2 dosyalarına da ihtiyaç var.
adım adım RAR dosyası onarma
1 QuickPar isimli yazılımı sisteminize kurduktan sonra PAR2 dosyaları ön tanımlı olarak bu program ile açılmaya başlayacak. PAR2 dosyalarına çift tıklayarak yazılımı çalıştırıp, dosyaların bağlı olduğu RAR dosyalarını taratın.2 Bozuk olan dosyalar sarı renkte görüntülenecek. Tarama işlemi tamamlandıktan sonra bu dosyaları onarmak için “Add” butonuna basıp gerekli PAR2 dosyalarının yolunu gösterin. Ardından Repair tuşuna basarak dosyaları onarın.
3 İsterseniz tarama işlemi sırasında “Auto Repair” onay kutusuna tıklayarak onarma işleminin otomatik gerçekleşmesini de sağlayabilirsiniz. Monitor onay kutusuna tıklamanız halinde ise QuickPar, indirdiğiniz yeni dosyaları da otomatik olarak tarayacaktır.
4 Onarım işlemi başarıyla tamamlandıktan sonra QuickPar, onarılmış dosyaları son kez kontrol ederek onay verecek. Bundan sonra blokları tamamlanmış, onarılmış RAR dosyalarını yine Winrar ile kolaylıkla açabilirsiniz.
-
Yorum YAZ!
Evinizde veya ofisinizde gırıldayarak çalışan, bazen insanı deli eden bilgisayarlar, hatta bu yazıyı okumanızı sağlayan sunucular 20.000 yılda geliştirildi.
İlk robot bundan 600 yıl önce, ilk analog bilgisayar 2090 yıl önce, ilk hesaplama makinaları 4400 yıl önce yapıldı. Bu yazıyı okumanızı sağlayan ekran teknolojisi çoktan yüz yaşını devirdi. Akıl almaz bir bilgi birikiminin sonucunda meydana gelen “bilgisayar” dediğimiz aletlerin tarihindeki önemli olaylara şöyle bir bakınca, insanın nelere kadir olduğu daha iyi anlaşılıyor. İşte size, artık herşeyimizi borçlu olduğumuz makinelerin tarihi.
-18000: Kongo’da ilk sayı kaydetme yöntemleri kullanılmaya başlandı.
-2400: Babil’de ilk hesap cihazı olan abaküs icat edildi. Hemen her medeniyet kendi sayı sistemine göre abaküs yapmıştır. Abaküsün önemi, sayıları ve işlemleri görselleştirmesi ve matematik bilgisini geniş kitlelere
İlk robot bundan 600 yıl önce, ilk analog bilgisayar 2090 yıl önce, ilk hesaplama makinaları 4400 yıl önce yapıldı. Bu yazıyı okumanızı sağlayan ekran teknolojisi çoktan yüz yaşını devirdi. Akıl almaz bir bilgi birikiminin sonucunda meydana gelen “bilgisayar” dediğimiz aletlerin tarihindeki önemli olaylara şöyle bir bakınca, insanın nelere kadir olduğu daha iyi anlaşılıyor. İşte size, artık herşeyimizi borçlu olduğumuz makinelerin tarihi.
-18000: Kongo’da ilk sayı kaydetme yöntemleri kullanılmaya başlandı.
-2400: Babil’de ilk hesap cihazı olan abaküs icat edildi. Hemen her medeniyet kendi sayı sistemine göre abaküs yapmıştır. Abaküsün önemi, sayıları ve işlemleri görselleştirmesi ve matematik bilgisini geniş kitlelere yayılmasıdır.
-500: Hindistan’da sıfır rakamı icat edildi.
-300: Yine Hindistan’da ikili (binary) sayı sistemi icat edildi.
-100: Çin’de negatif sayılar kullanılmaya başlandı.
-87: Rodos adasında ilk analog bilgisayar yapıldı. Yıldız ve gezegen hareketlerini takip etmek için yapılmış bu cihazda kullanılan mühendislik ve matematik bilgisi çok üst düzeydir. Benzerleri 18. yy. kadar yapılamadı.
724: Çin’de mekanik saat icat edildi.
820: İran’da cebir ve algoritma icat edildi.
1206: Irak’da ilk mekanik robot yapıldı.
1400: Hintli matematikçiler kayan nokta (floating point) sayı sistemleri icat edildi.
1492: İtalya’da Leonardo Da Vinci, toplama ve çıkartma yapabilen bir makinenin planlarını çizdi.
1588: İsviçreli Joost Bürgi doğal logaritmayı keşfetti.
1642: Fransa’da Blaise Pascal toplama yapabilen bir makine icat etti.
1671: Alman Gottfried Leibniz çarpma makinesini icat edildi.
1774: Almanya’da Mathieus Hahn, dört işlem yapan ilk makineyi üretti. Bu makine sayesinde, genel kullanımda yararlı olabilecek tüm hesaplamalar tek makine ile yapılmaya başlandı.
1834: İngiltere’de Charles Babbage, kendi adıyla anılacak olan diferansiyel denklem çözebilen fark makinesini icat etti.1835: Amerikalı Joseph Henry elektromekanik röleyi icat etti. Röleler kullanılarak, ikilik sistemde işlem yapabilen makinelerin yapımı kolaylaştı. Ayrıca röleler beraber kullanılarak mantık kapıları oluşturabiliyorlardı.
1848: İngiliz George Boole, ikili sayı sistemi için cebir icat etti.
1906: Amerika’da Lee De Forest triode vakum tüpünü icat etti.
1936: İngiliz alan Turing tarafından, mantık makinesinin ilk önerileri yayımlandı.
1938: almanya’da Konrad Zuse tarafından ikilik sistemde programlanabilen ilk mekanik bilgisayar yapıldı. Zuse’nin bu bilgisayarı ile Boole cebirinin ve Turing mantığının pratik uygulamalarda kullanılabileceği kanıtlandı.
1944: IBM, Harvard üniversitesi için Mark I bilgisayarını yaptı.
1946: Tamamen elektronik ilk bilgisayar ENIAC yapıldı. İşlem yapmak için mekanik parçalara ihtiyaç duymayan ilk bilgisayar, başka bir deyişle şu anda kullandığınız bütün elektronik cihazların atasıdır.
1947: Bell laboratuarlarında transistör icat edildi. Günümüzde bilgisayar dediğimiz şeyin gerçekleşmesini sağlayan transistörlerdir. İcat edildiğinde kahve bardağı büyüklüğündeyken, artık 45 nm boyutlarına kadar küçülmüşlerdir. Şüphesiz, insanlık tarihinin en büyük buluşlarından biridir.
1950: Alan Turing, Turing Test ismindeki makalesini yayınladı. Bu makale ile bilgisayar ve insan zekâsı ile iletişiminin doğası ve potansiyelleri ortaya konuldu.1951: İlk ticari bilgisayar UNIVAC yapıldı. 13 ton ağırlığındaydı ve 125 kW elektrik harcıyordu.
1952: İkili sayı sistemi kullanan ilk elektronik dijital bilgisayar IAS yapıldı.
1953: İlk manyetik hafıza birimleri geliştirildi.
1954: FORTRAN programlama dili geliştirilmeye başlandı.
1956: “Yapay Zekâ” üzerine ilk konferans, New Hampshire Dartmouth College’da yapıldı.
1957: IBM ilk nokta vuruşlu yazıcıları geliştirdi.
1958: Texas Instruments ilk entegre devreyi icat etti.
1959: COBOL programlama dili geliştirildi.
1960: İlk “program yazma programları” yazılmaya başladı.
1961: APL programlama dili geliştirildi.
1962: M.I. T. öğrencisi olan Steve Russel, ilk bilgisayar oyunu “Spacewars!”u yazdı.
1963: Douglas Engelbart fareyi icat etti fakat 1983’e kadar geniş bir kullanım alanı bulamadı.1964: M.I. T. üniversitesi kampüsündeki bazı terminaller, bir ana bilgisayara bağlanıp birbirleri ile iletişim kurmaları sağlandı. İnternete giden yolda ilk adımlar atıldı.
1965: Gordon Moore, Moore Kanunu olarak bilinen önermesini ortaya koydu. Buna göre, işlemcilerdeki transistör yoğunluğu her sene iki katına çıkacaktı. Önerme 1975 yılında tekrar gözden geçirildi ve her iki yılda iki kat artış olarak düzeltildi.
1966: Hewllet-Packard, ilk çoklu dil desteği olan HP-2101 model numaralı bilgisayarını üretti. FORTRAN, BASIC ve Algol dillerini tanıyabiliyordu.
1967: IBM tarafından 8 inçlik disket icat edildi.
1968: Robert Noyce tarafından Intel şirketi kuruldu.
1969: Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı tarafından, askeri iletişim için oluşturulan bilgisayar haberleşme ağı ARPANET operasyona başladı. İleride, bildiğimiz tüm internetin temelini oluşturacaktır.
1970: Ken Thompson ve Dennis Ritchie, UNIX işletim sistemi üzerindeki ilk çalışmaları başlattılar. Dünyanın en çok kullanılan sunucu işletim sistemi olmasının yanında, ileride GNU/Linux’un da temeli olacaktır.
1971: Intel’de Marcian E. Hoff tarafından ilk mikroişlemci icat edildi. 4004 model numarasına sahip işlemci 2300 transistöre sahip 4 bit’lik bir işlemciydi ve 0,74 MHz hızında çalışıyordu.
1972: Nolan Bushnell ve Ted Dabney tarafından Atari şirketi kuruldu.
1973: Vinton Cerf ve Robert E. Kahn’ın başkanlığında TCP/IP iletişim protokolü geliştirildi. Günümüzde ufak değişikliklerle hala bu protokol kullanılmaktadır.
1974: Intel 8 bit’lik işlemcisi 8080’i piyasaya sürdü. Bu işlemci, şu anda da hala kullandığımız tüm x86 (286, 386, 486, Pentium vs.) tabanlı işlemcilerin atasıdır. 8080, tüm bilgisayar dünyasını kökünden değiştirecekti. Bundan sonraki bilgisayar mimarisi hep mikroişlemciler üzerine kuruldu ve günümüzde bilgisayarların hızları çok artmış olsa da, temel mimari hep aynı kaldı.
1975: Byte dergisi yayın hayatına başladı.
1975: Bill Gates ve Paul Allen Microsoft şirketini kurdular.
1976: MOS Technologies, Commodore tarafından satın alındı ve Commodore PET bilgisayarı üzerinde çalışmalar başladı.
1977: Apple II Bilgisayarı piyasaya sunuldu. Açık mimari ile tasarlanmıştı ve renkli grafik çizebiliyordu.
1978: “Space Invaders” video oyunu piyasaya çıktı ve bilgisayar oyunu sektörünün başlamasını sağladı. Aynı yıl Atari’nin “Asteroids” oyunu Atari satışlarında patlama yaşattı.
1979: Motorola devrimsel nitelikteki 68000 işlemci serisini piyasaya sürdü. Bundan sonra tüm çığır açacak bilgisayarlarda bu işlemci kullanılacaktı. Ayrıca IBM, Intel tabanlı ilk bilgisayarı olan IBM PC’yi piyasaya sürdü. O sıralarda fazla dikkat çekmeyen bir gelişmeydi.
1980: Commodore VIC-20, Sinclair ZX80 bilgisayarını piyasaya sürdü. Aynı yıl “Pac Man” oyunu piyasaya çıktı. Ayrıca MS-DOS üzerinde çalışmalar başladı.
Güncel Bilişim Bilgisayar
1981: Xerox 8010 System, ilk grafiksel kullanıcı arabirimini geliştirdi. Menüleri, pencereleri, fare imlecini, ikonları ve masaüstünü hep Xerox icat etmiştir. Aynı yıl MS-DOS 1.0 piyasaya çıktı. Sinclair yeni ZX81 bilgisayarını piyasaya sürdü.
1982: Commodore 64 bilgisayarı piyasaya sürüldü. Günümüzde bile hala dünyanın en çok satan bilgisayarıdır. Ayrıca IBM, Intel’in %12’sini satın aldı. PC’ler için müzik arabirimi MIDI icat edildi. İlk müzik CD’lerinin standartları belirlendi.
1983: Apple, grafik ara birimli ilk bilgisayarı Lisa’yı piyasaya sürdü. On bin dolar fiyatı olduğu için neredeyse hiç satmadı. IBM’in XT ve PCjr model girişimleri de pazarda başarısız oldu. DNS icat edildi ve internette kullanılmaya başlandı.
1984: Apple, meşhur Macintosh bilgisayarını piyasaya sürdü. Compaq, IDE arabirimi üzerinde çalışmaya başladı. Motorola yeni 68020 işlemcisini piyasaya çıkarttı. Ayrıca HP de ilk lazer yazıcısını piyasaya sürdü, 10 milyon adet sattı.1985: Commodore firması, Amiga 1000 model bilgisayarı piyasaya sürdü. Bu bilgisayarın çoklu işlemleme yeteneği devrim niteliğindeydi ve şu anda multimedya hakkında bildiğimiz her şey bu bilgisayar ile başladı. Zamanının çok ötesinde bir bilgisayardır, hala günümüzde kullanılabilecek kadar iyidir. Aynı yıl Microsoft ilk Windows işletim sistemini çıkarttı ama tam bir başarısızlıktı. Ayrıca Philips ve Sony CD-ROM’u icat ettiler. “Tetris” oyunu piyasaya çıktı ve dünyanın en çok oynanan oyunu oldu.
1986: Atari ilk dokunmatik ekranları tanıttı. Amstrad PC 1512 model bilgisayarını piyasaya sürdü ve çok başarılı oldu.
1987: Amiga 500 ve 2000 piyasaya sürüldü ve özellikle 500 modeli büyük başarı yakaladı. OS/2, Windows 2, MS-DOS 3.3 ve PC-DOS 3.3 işletim sistemleri Microsoft ve IBM tarafından piyasaya sürüldü. VGA grafik arabirimi icat edildi.
1988: PC’ler için XMS bellek standardı ve EISA bus standardı getirildi. İlk x286 işlemcili PC’ler IBM tarafından piyasaya sürüldü.
1989: İsviçre CERN laboratuarlarında çalışan Tim Berners-Lee tarafından WWW (World Wide Web) protokolü icat edildi ve böylece şu an bildiğimiz anlamdaki İnternet kurulmuş oldu. Aynı tarihte Intel epey bir başarı sağlayan 80486DX işlemcisini üretti. Ayrıca Creative Labs şirketi ilk SoundBlaster ses kartını piyasaya çıkartıp bilgisayar sesleri konusunda çığır açtı.1990: Microsoft Windows 3.0 işletim sistemini piyasaya sürdü ve büyük başarı elde etti. Macintosh IIfx, Classic ve LC modelleri piyasaya sürüldü. Commodore, Amiga 3000 bilgisayarı ile ilk tam 32 bit bilgisayarını yapmış oldu.
-
Yorum YAZ!
Teknoloji, Yunanca τέχνη (sanat) ve λογία (bilmek) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur.
İnsanoğlunun gereklerine uygun yardımcı alet ve araçların yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yetenektir. Teknoloji ayrıca, bir sanayi dalıyla ilgili üretim yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri kapsayan bilgidir.
Bir insan etkinliği olarak teknoloji, insanlık tarihinde bilim ve mühendislikten önce ortaya çıkmıştır. Teknolojinin, bilimin uygulamacı yönü olduğu görüşleri de vardır.
İnsanoğlu tarihler boyunca işlerini kolaylaştırmak için çeşitli aletler geliştirmişlerdir. Örneğin avlanmak ok ve mızrak geliştirmişlerdir. Daha sonraları bu ok ve mızrakları birbirleri ile savaşmak için kullanmışlardır. Ve bu tarih boyunca değişik savaş aletlerinin teknoloji sayesinde geliştirilmesine sebep olmuştur. İlk başlarda ok, mızrak, kılıç ve kalkan kullanılmıştır. Sonraları bu aletler teknolojinin gelişimi sayesinde yerini ateşli silahlara bırakmıştır. Ateşli oklardan bir borunun içinden taş fırlatan barutlu silahlara geçilmiştir. Bu silahlar teknolojik uygulamalar sonunda taş yerine işlenmiş demir fırlatmaya başlamıştır. Ve sonrasında top tüfek gibi daha teknolojik silahlar geliştirilmiştir. Bu sadece teknolojinin savaş alanındaki gelişimidir. Bunun dışında insan yaşamını kolaylaştıran teknolojik gelişmeler vardır. İnsanlar çok önceleri birbirleri ile uzaktan haberleşmek için duman kullanırlardı. Yanan bir ateşten çıkan dumanı değişik belirli şekillerde çıkararak anlamlar çıkarırlar ve böylece anlaşırlardı. Daha sonra değişik metotlar ortaya çıktı. Bir güvercin evde beslenilir ve büyüyünce haberleşilecek eve taşınırdı. Sonra bu güvercinin ayağına bir not bağlanıp havaya salınırdı. Serbest kalan kuşun gideceği ilk yer büyüdüğü ev olacaktır. Büyüdüğü eve gelen güvercin ayağında notu getirecektir. Bu yöntem tarihi kayıtlara ilk posta olarak geçmiştir. Daha sonrasında teknolojinin de sayesinde telefonlar ve İnternet günlük hayatımıza girmiştir. Tüm bunların dışında ulaşım önceleri atla yapılmaktaydı.Teknoloji bu alana da el attı ve tekerlekli araçlar kullanılmaya başlandı. Sonuç, arabalar, bisikletler, uçaklar ve deniz taşıtları.
-
Yorum YAZ!
“Karakutu” ile aynı çağrışımı yapmasada, uçuş veri kayıt cihazlarına “turuncu kutu” demek daha doğru olurdu; ne de olsa, kolayca bulunabilmeleri amacıyla hemen göze çarpan portakal renkli kutulara yerleştiriliyorlar. Uçuş verilerini kaydetmenin bir kaza durumunda oynadığı hayati rol bugün herkesçe kabul edilse de, David Warren 1950′lerde bu fikirle ortaya çıktığında neredeyse kimseyi icadının faydasına inandıramamıştı.
1953′te Warren, Avusturalya Havacılık Araştırma Kurumu’nda uzman bilimadamı olarak, dünyanın ilk jet yolcu uçağı De Haviland Comet’in düşmesinin ardından enkaz incelemelerine katıldı; bir ticaret fuarında gördüğü küçük ses kaydediciyi hatırlayarak, uçağın düşme anında kokpitte neler olduğunu bilmenin çok işe yarayabileceğini düşündü; böylece uçaktaki aygıtların göstergeleri ile pilotun sesini kaydedebilecek bir makine yapmak için kafa yormaya başladı.
Düşüncelerinin ayrıntılı bir teklifini yazıp birkaç farklı ülkenin havacılık yetkililerine gönderdiyse de, ilgilenen kimseyi bulamadı. Ama yılmadan devam etti. Pilotun konuşmalarının yanı sıra, uçağın hız, irtifa ve yönünü kaydedebilen bir prototip yaptı; veriler bir teyp bandı yerine çelik tel üzerine kaydedildiğinden yangınlarda zarar görme olasılığıda düştü.Warren nihayet 1958′de prototipini, daha önce RAF’ın yüksek bir mevkiinde bulunmuş olan Sir Robert Hardingham’a gösterme fırsatını buldu. Sir Robert o sıralarda Avusturalya Havacılık Kurumu’nu ziyarete gelmişti. Aygıtın potansiyelini farkeden Hardingham’ın İngiltere’ye dönüşünde hareketle savunduğu fikir, Havacılık Bakanlığı’ndan onay aldı; uçuş veri kayıt cihazları daha sonra İngiltere’de zorunlu hale getirilecekti. Bekleneceği gibi, karakutuları zorunlu hale getiren ilk ülke Avusturalya oldu; 1960′ta Queensland’de meydana gelen bir uçak kazasını inceleyen yargıç, tüm uçaklarda uçuş veri kayıt cihazlarının olmasını tavsiye edecekti.
-
Yorum YAZ!
Random Access Memory’nin Kısaltmasıdır (Yani Rasgele Erişimli Bellek). PC’nizin Çalışmasını Sağlayan Depolama Birimdir. RAM’lerin İçeriği Okunabilir Ya Da İstendiği Anda Değiştirilebilir. Ancak İçeriği Uçucudur, Yani Sistem Çökerse Ya Da Bilgisayarı Kapatırsanız Yok Olur. Bilgisayarı Kapatmadan Önce Her Zaman RAM’lerin İçeriğini Sabit Diske Yazdırmanız (Ya Da Depolamanız) Gerekir.














