Bilgisayar Oyun Web Internet Güncel Bilişim Haberleri

Bilgisayar, oyun dünyası, web sayfaları ve internet teknolojileri üzerine en güncel bilişim haberleri.

  • Güncel Bilişim İnsan kolu uzunluğunda böcek

    Dünyanın en büyük böceği bulundu. Böcek neredeyse insan kolu uzunluğunda… İngiliz bilim adamları, Endonezyalı bir köylü tarafından bulunan böceğin 56,6 cm olduğunu belirttiler. Neredeyse bir insan kolu uzunluğundaki böcek, daha önceki rekorun sahibi, Malezya’da bulunan ve “P. serratipes” adı verilen böcekten daha uzun. Sadece gövdesi 35,7 cm gelen böcek, bacakları olmadan, “P. kirbyi” adı verilen ve yine Borneo’da bulunan böceğin rekorunu da elinden aldı. Bacakları dalı andıran böceğin daha çok bambu filizinde yaşadığı, yumurtalarının ince kanatlara sahip olduğu, böylece bir ağaçtan diğerine kayabildiği belirtildi. Bir köylü tarafından bulunan böceğin yerel böcek bilimci Datuk Çan Çev Lun’a teslim edildiği ve araştırmaların ardından böceğe “phobaeticus chani” (Çan’ın süper çubuğu) adı verildiği açıklandı. Böylece “phobaeticus chani” yaşayan en büyük böcek olarak rekorlar kitabına resmen girdi. Böcek, Londra’daki Doğal Tarih Müzesi’nde görülebilecek.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim İnternet Beyni İçin Gerekli

    İnternet, düzenli olarak internette araştırma yapan orta yaş ve üzerindekilerinin beynini daha fazla uyarıyor Düzenli olarak internette araştırma yapan orta yaş ve üzerindekilerde, karar alma ve muhakeme sürecini denetleyen beynin kilit merkezlerinin daha fazla uyarıldığı ortaya çıktı. Los Angeles’daki California Üniversitesinden bilim adamlarının 55-76 yaşındaki 24 kişi üzerinde yaptığı araştırma, internette araştırma yapmaya dayalı faaliyetlerin beynin bazı işlevlerini harekete geçirebildiğini, hatta bunları iyileştirebildiğini gösterdi. Yaş, eğitim düzeyi ve cinsiyet dağılımı aynı olan 2 gruba ayrılan, yarısının internet deneyimi olan katılımcılardan bilgisayar ekranından bir metin okumaları ve internette araştırma yapmaları istendi. Bu sırada bilim adamları bu kişilerin MR’ını çekti. Bu faaliyetleri yaptıkları sırada beyin hareketlerinde değişimler görülen katılımcıların, kan akışı seviyesi ölçülerek beyin hücrelerinin tepkisinin yoğunluğu saptandı. Araştırmaya katılanların hepsinde, okuma sırasında beynin şakak, arka ve yan bölgelerinde bulunan dil, okuma, hafıza ve görme merkezlerinin faaliyetinde belirgin bir artış gözlendi. Ancak araştırmacılar, internette araştırma yapan grup ve sadece okuyan grup arasında büyük fark olduğunu gördü. İnternette araştırma yapanların beyninin ön ve şakak bölgelerinin yanı sıra karar alma ve muhakeme sürecini denetleyen bölgenin işlevinde de artış belirlendi. Araştırmayı yürütenlerin başındaki Dr. Gary Small, internette araştırma yapan kişilerde sinirler arasındaki iletişimin diğerlerine göre daha fazla olduğu sonucuna vardıklarını belirtti. İnternette araştırma yapmanın, beynin karmaşık işlevlerini harekete geçirdiğini ifade eden bilim adamı, yaşlandıkça beynin yapısı ve işleyişinde, beyin hücrelerinin işlevinde azalma (atrofi) ve bazı plaklardaki artış gibi birçok değişiklik görüldüğünü bildirdi. Small, bu plakların birikiminin doğrudan Alzheimer hastalığıyla bağlantılı olduğuna da dikkati çekti. Araştırma, “American Journal of Geriatric Psychiatry” dergisinde yayımlandı.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim Gezegenler çarpıştı

    ABD’li bilim adamları iki gezegenin çarpışmasının gerçekleştiğini açıkladı. Yani bir yerlerde kıyamet çoktan koptu. Amerikalı bilim adamları, dünyadan 300 milyon ışık yılı uzaklıkta iki gezegenin çarpıştığını belirledi. Uzayda tespit ettikleri toz parçacıklarından yola çıkan California ve Tennessee Üniversiteleri uzmanları, çarpışmanın BD +20 307 isimli yıldız kümesinde meydana geldiğini ortaya çıkardı. Uzmanlar çarpışmanın, Dünya ile Venüs’ün birbiriyle çarpışması durumunda ortaya çıkacak görüntüye benzediğini dile getirdi. İlk defa böyle bir şeyle karşılaştığını belirten astronomlar “Eğer o gezegenlerde hayat varsa, birkaç dakika içinde sona erdi” diye konuştu. Uzmanlar şimdi “Benzer bir çarpışma Güneş Sistemi’nde meydana gelebilir mi?” sorusuna cevap arıyor. Astronomlar tarafından 2005 yılında keşfedilen gezegenlerin Güneş büyüklüğünde olduğu ve üç buçuk günde kendi etrafında döndükleri belirtildi.  Bilim adamı Benjamin Zuckerman, “Astronomlar daha önce böyle bir şey görmemişti. Felakete neden olan gezegen çarpışmalarının, bizimkine benzeyen gelişkin güneş sistemlerinde de yaşanabileceğini anladık” dedi. Şimdi bilim adamları “oturmuş”  gezegen sistemlerinin çarpışmaya nasıl sürüklendiğini ve bir gün dünyanın da benzer bir sonla karşılaşma riskini araştırıyorlar.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim CERN, kanser ve AIDS'e umut oldu

    Tartışmalarla beraber CERN‘de yarım yüzyıla yakın bir süredir devam eden teknolojik deneyler yeni bir teknoloji nin de kapılarını açtı. EGE teknolojisi aynı adlı konferansla Harbiye Askeri Müzede önceki gün başladı. Konferansa 53 ülkeden 600 bilim adamı katılıyor. CERN’de yürütülen deney sonuçlarının tüm dünyadaki bilimsel kuruluşlarla hızlı ve güvenli paylaşımı için oluşturulan Grid teknolojisi, konferansla tanıtılıyor. Katılımcı bilim adamlarına göre bu hızla giderse 10 yıla kadar dünya internetin çok ötesinde yeni bir bilgi ağı ile tanışacak. CERN’de yıllardır devam eden bilimsel çalışmalar dünyaya yeni bir teknolojinin de kapılarını açtı. Bilgisayarların hesaplama ve veri depolama kaynaklarını internet üzerinden paylaşmak amacı ile oluşturulan bir servis olan Grid adlı sistem, şu an kullanılan internetten milyonlarca defa daha hızlı işlem yapmaya imkân sunarken, kapasite olarak da çığır açacak nitelikte. Gigabayt’ın üstü olan Terabayt ve onun üstü olan petabyte hünüz kullanımda değil. Grid teknolojisi petabyte olarak dev bir kapasite kullanımına sahip. Kanser ve AIDS gibi hastalıkların tedavisi kısa sürede çok sayıda deney gerektireceğinden bu yeni teknoloji bu süreçte tedaviyle yıllar kazandıracak. O kadar ki Gridle yapılan bir yıllık deney çalışmaları, günümüz teknolojisi ile yürütülen deney çalışmaların 10 yılına denk geliyor.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim Mars'ta iki mineral bulundu

    Anka Kuşu Mars’ta harıl harıl çalışıyor Mars’tan yine yeni bilgiler gönderdi. İlgili HaberlerMars’tan müthiş haber Mars’da yaşamın kanıtıABD Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi’nin (NASA), Mars’ta araştırmalarını sürdüren uzay aracı Phoenix, kızıl gezegende geçmişte su olduğunu düşündüren iki mineral buldu. Bilim adamları, Phoenix’in bulduğu bikarbonat ve silikat tabakasının genelde sıvı haldeki su olmadan oluşmadığını belirttiler. Mars’a 25 Mayısta gönderilen Phoenix uzay aracı, gezegende su olup olmadığını saptayacak çalışmalar yürütüyor, numune topluyor, gezegenden aldığı görüntü ve verileri dünyaya gönderiyor. NASA, Phoenix’in Mars’taki görev süresini yıl sonuna kadar uzatmıştı.

    Yorum YAZ!
  • Küresel ısınma için Kanadalı bilimadamları ilginç bir buluş gerçekleştirdi

    Güncel Bilişim Dünyayı Kurtaracak icat!

    Bu icat şimdi değil ancak yeni buluşların önünü açarak dünyayı kurtarabilir! Ekip tarafından icat edilen cihaz, atmosfere karbondioksit gazı bırakan tüm araç, makine ve uçağa takılabilme özelliğine sahip. Montajının ve kullanımının kolaylığının yanısıra, pahalı olmayacağı belirtilen cihazın, sera gazları sorununa büyük oranda çözüm sağlayacağına dikkat çekiliyor. Calgary Üniversitesi’nde iklim değişikliği uzmanı olarak görev yapan Prof. Keith, “Özellikle imalat sanayinde bugüne dek CO2 gazlarının yayılmasını önleyen teknolojilerin kullanımı, pahalı olmaları nedeniyle çok yavaş ilerledi. Artık bu sistemle CO2 üreten her araç ve uçağı kontrol etmek mümkün olabilecek” dedi. İcadın, bugüne dek bilinen CO2 yakalama sisteminden farklı olarak “hava yakalama ve CO2 depolama (air capture and CO2 storage)” aslına dayandığını anlatan Keith, “Bu sistem, özellikle uçaklarda ve ulaşım sektöründe yeni buluşların da önünü açacak” dedi. Prototip sistemle, 1 yılda 20 ton CO2 depoladıklarını açıklayan Keith, “Daha önce soruna çözüm için nükleer veya rüzgar enerjisi önerilirdi. Şimdi bunlara ek olarak yeni sistemi sunuyoruz” diye konuştu.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim Farelerin anılarını sildiler

    Bilim adamları, farelerin beyinlerindeki seçilmiş anıları, diğer hafıza bölümlerine zarar vermeden silmenin yolunu buldu
    Bilim adamları, farelerin beyinlerindeki seçilmiş anıları, diğer hafıza bölümlerine ve beyne zarar vermeden silmenin yolunu buldu. Georgia Tıp Fakültesinde nörobiyolog olan Joe Tsien liderliğinde yapılan araştırmada, beyindeki önemli protein seviyeleriyle oynayan bilim adamları, seçilmiş belirgin bazı anıları silmeyi başardı. Neuron (Nöron) adlı dergide sonuçları yayınlanan araştırmanın, savaş travmaları gibi insanların ruh sağlığını bozan anıların silinmesi konusunda yön verici olabileceği belirtiliyor. Farelerdeki araştırma, öğrenme ve anılarla ilgili olan alpha-CaMKII adlı bir proteine odaklandı. Bilim adamları, genetik olarak müdahale edilmiş farelerin beyinlerindeki alpha-CaMKII proteini seviyeleriyle oynayarak, uzun dönemli ve kısa dönemli hafızaya müdahale etmeyi amaçladı. Bu süreç sonunda bilim adamları, farelerin başka şeyleri unutmadan, “elektrik şoku” gibi “seçili” anılarını silmeyi başardı. Joe Tsien, bu yöntemin insanlarda da aynı etkiyi göstereceği konusunda şüpheli olduğunu ve bir insanın anılarını silmenin doğru olmayabileceğini kaydetti. Tsien, acı verici olanlar da dahil bütün anıların bir amacının olduğunu, bunların hepsinden insanın büyük dersler aldığını ve deneyim edindiğini söyledi. Tsien, anılar sayesinde aynı hataların tekrarlanmadığını ve anıların ilerleyen hayata uyum sağlamaya yardımcı olduklarını belirtti. İnsan beyninin fare beynine oranla çok daha karmaşık ve farklı olduğunu, bu nedenle yöntemi insanlarda uygulamanın mümkün olmadığını düşündüğünü söyleyen Tsien, yine de “eğer bunun olduğunu görürse çok da şaşırmayacağını” ekledi. 2004 yılında yapılan “Eternal Sunshine of the Spotless Mind” (Sil Baştan) filmi, iki sevgilinin, ayrıldıktan sonra çektikleri acıya dayanamayıp birbirleriyle ilgili anılarını “sildirmelerini” konu alıyordu. Filmle ilgili görüşü sorulan Tsien, kötü bir ilişkiyi ya da o insanla ilgili anıları silmenin, kimse için çözüm olmayacağını söyledi.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim 5. cüce gezegen bulundu

    Güneş Sistemi’nde Plüton ve diğer cüce gezegenlere yeni bir arkadaş geldi. Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), keşfi 2005′te açıklanan ve daha önceki adı 2003 EL61 olan gök cismine, Havai mitolojisindeki doğurganlık ve bereket tanrıçası Haumea’nın adının verilmesini kararlaştırdı. Amerikan futbol topu biçimindeki gök cismi İspanya’nın Sierra Nevada Gözlemevi’nden Jose-Luis Ortiz ile Eris cüce gezegenini bulan Kaliforniya Teknoloji Üniversitesi’nde görevli Mike Brown ve ekibi tarafından 2004 Noeli’nde keşfedilmiş, Brown, keşif tatil dönemine denk gelmesinden dolayı gök cismine “Santa” adını vermişti. IAU’nun toplantısında buzla kaplı bir kaya kütlesinden oluşan gök cismine Haumea isminin verilmesini, keşfe yardımcı olan Yale Üniversitesi’nden David Rabinowitz önerdi. Haumea böylece, Güneş Sistemi’nde Ceres, Plüton, Eris ve Makemake’in yanında 5. cüce gezegen olarak yer aldı. Eris’in keşfinin ardından, Plüton 2006′da gezegenlikten cüce gezegen statüsüne indirilmişti. Plüton’la aynı çapa sahip ancak daha ince olan yeni cüce gezegen, Plüton’un kütlesinin yüzde 32’si civarında. Bilim adamları, kendi çevresindeki dönüşünü 4 saatte tamamlayan Haumea’nın ince ve uzun şeklinin hızlı dönüşünden kaynaklandığını düşünüyor.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim Yüzyılın Deneyi Bahara Kaldı

    Yüzyılın deneyinde onarım ve kışın verilecek aradan dolayı ara verildi. CERN sözcüsü James Gillies bugün yaptığı açıklamada, açıklanan onarımın planlanandan uzun süreceğinin anlaşıldığını, ardından da kasımda planlanan olağan kış dönemi kapatmasının devreye gireceğini belirtti. Maddenin yapı taşlarını anlamayı amaçlayan deneylerin yapıldığı dünyanın en büyük parçacık hızlandırıcı tüneli Büyük Hadron Çarpıştırıcısı, onarımlar ve kışın planlanan ara nedeniyle bahara kadar kapalı kalacak. Arızalanan tünelde uzmanların onarıma başlayabilmeleri için, ısının mutlak sıfır düzeyinden olağan düzeylere yükseltileceğini belirten sözcü, bu ısınma sürecinin haftalar alacağını belirtti. Sözcü, onarımın ardından deneylere başlanması için çarpıştırıcının yeniden soğutulmasının gerekeceğini, soğutmanın da en az 1 ayı bulacağını, dolayısıyla onarımlar nedeniyle kasımın ortalarına kadar kapalı kalacağını kaydetti. Sözcü, Kasım ortasında da olağan kış arasının başlayacağını ifade etti. Sözcü, deneylerin bu nedenle ancak gelecek baharda başlayabileceğini sözlerine ekledi.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim Yüzyılın deneyinde Allah'ın varlığı

    Higgs parçacığı keşfedilecek mi? Karanlık maddenin sırrı açığa çıkacak mı? Dünya parçacık fizik camiasını, İsviçre CERN’de çalışmaya başlayan büyük hadron çarpıştırıcısından (LHC) gelecek sonuçların heyecanı sarmış bulunuyor. Prof. Dr. Osman Çakmak Zaman okurları için insanlık için çok önemli bu deneyi her yönüyle tahlil ediyor. On dört yıldır bilim adamları CERN’deki “süper mikroskop” sisteminin tamamlanması için canla başla çalışıyorlardı. Deneyin temelini kısaca anlatmaya çalışırsak; dev parçacık hızlandırıcısında önce parçacık demetleri oluşturulacak. Proton gibi atom parçacıkları önce tek yönde hızlandırılacak. Daha sonra ters yönlerde hızlandırma ve sonunda çarpıştırma duraklarından geçilecek. Önce düşük enerji düzeyleri, sonra tera ölçeği… Nisbi zayıf deney yoğunluklarından kontrolü daha zor olan yüksek yoğunluklara geçilecek. Sonra?.. Yol üzerindeki her adımda, görev alan binlerce bilim insanı, mühendis ve öğrenci sonuçları yorumlayacak. Varlığın derinliklerine seyahat Büyük Patlama’nın (Big Bang) ardından ortaya çıkan maddelerin sadece yüzde 4′ünü biliyoruz. Evrenin yüzde 70′i karanlık enerji, yüzde 26’sı karanlık madde. Bu evren, yüzde doksandan fazlası ne olduğunu bilmediğimiz, hakkında hiçbir fikrimizin bulunmadığı, “karanlık madde” ve “karanlık enerji”den oluşmaktadır. “Karanlık madde”nin ve “kara enerji”nin varlığını gerektiren birçok gözlem bulunuyor. Sürekli genişleyen evreni ivmeli olarak genişleten bir “kara enerji” bulunmaktadır. Tüm evrene hakim olan bu kuvvet beraberinde yıldızların ve galaksilerin de bir düzen içinde kalmasına vasıta oluyor. Varlığın derinliklerine iniyorsunuz. Ama her araştırma, karşımıza yeni sorular çıkarıyor. “Karanlık enerji”yi keşfetmiş bulunuyoruz. Ama nereden geldiğini bilmiyoruz. Düşünebiliyor musunuz? Bir yandan bilimin her şeyi çözdüğü, onu her şey zanneden anlayışımız, diğer yandan evrenin çoğunluğunu neyin teşkil ettiğini hâlâ bilemeyişimiz… Varlığın şahit olduğumuz kısmı devede kulak mesabesinde.. Tüm bunlar perdenin arkasında daha nice âlemler ve evrenler bulunduğu düşüncesine götürüyor zihinleri. İşte CERN’deki deneyler karanlık maddeden “süper sicimlere” kadar ilgili teorilere destekleyici bulgular getirebilir. Hatta bu deney evrende bizim görme elektromanyetik aktivasyonumuz dışında bilinç sahibi ışınsal varlıkları gösterebilir. Dolayısıyla bu deneyler deneyüstü gerçekliklere; ışık hızından daha öte hız ve dünyaların kapılarını aralayabilir. Maddenin çekirdeğini, temelini bulmak için yüzyıllardır süren arayışların içine girdik. Maddenin derinliklerine daldık. Önce atomları, sonra ondan yüz binlerce daha küçük olan atom çekirdeğini, ardından da atom çekirdeğindeki altyapılar olan protonları, nötronları ve diğer yüzlerce “temel parçacıklar”ı keşfettik. Madde esas itibarı ile atom çekirdeğinden ibaret olduğuna göre peki çekirdek elemanları (proton ve nötron) ne kadar maddedir? Onlar maddeye ne kadar benziyorlar? İşte bu sorulara kimse net cevap veremiyor. Günümüzün geçerli madde kuramının keşfedilmemiş tek taneciği olan Higgs parçacığı keşfedilirse, kozmozla ilgili birçok paradoks ve probleme çözüm bulunabilecek. Eğer Higgs bozonları bulunursa sadece çekim gücünün değil karanlık maddenin sırrı da aydınlanacak. Dahası dört temel kuvvetten ikisi olan elektromanyetizma ile zayıf nükleer kuvvetleri farklı kılanın ne olduğu belirlenecek. Niye atomlar var? Kimyanın gereği ne? Kararlı atom yapılarını mümkün kılan nedir? Görüldüğü gibi en temel sorulara cevap aranacak CERN’deki deneylerde. Bu deneylerle dünyada erişilmiş en yüksek çarpışma enerjisi olacak. Bilim tarihinin bu en güçlü “mikroskobunda” trilyon elektronvolt (kısaca TeV) düzeyinde enerji üretecek bir sistemi tasarlıyorsunuz. TeV (trilyon elektron volt) ölçeğini keşiflere açmak, yepyeni bir deneysel fizik dünyasına girmek anlamına geliyor. Niçin böylesine yüksek enerji? Elektrozayıf simetri kırılması, hiyerarşi problemi ve karanlık maddenin sırrı gibi konular, ancak TeV ölçeğinde çözülebilir.. Şimdiye kadar bir türlü bulunamayan Higgs parçacıklarına ancak bu enerjilerde ulaşılabileceğine inanılıyor. Kim bilir belki de evrendeki maddenin çok büyük bölümünü oluşturan “karanlık madde” dediğimiz şeyin aslının Higgs bozonları olduğunu anlayacağız. Belki de hatta 19. yüzyılın sonlarında (ve 20. yüzyılın başlarında) bilim dünyasının yoğun bir şekilde tartıştığı “esir maddesi”nin “karanlık madde” ile ilişkisi; hatta ondan ibaret olduğu ortaya çıkacak. Yaşamın en küçük yapı taşı: Süper sicimler Varlığın düğümlendiği noktalara baktığımızda karşımıza “süper sicimler” çıkıyor: Süper sicimler Planck düzeyinde (yani 10 üzeri -33 mesafesi) bir mekânı temsil ediyor. Atomlar öylesine küçük bir mekânı temsil eder ki atom, sicimler yanında güneş sistemi kadar büyük kalır. Yaşamın en küçük yapı taşı nokta şeklinde değil, iç içe geçmiş titreşen sicimler (strings) şeklindeki yapılardan ibaret. Sicimlerin en şaşırtıcı yanlarından birisi sadece bilinen boyutlara (zaman ve uzay) değil, on ya da hatta on bir boyuta sahip olması. Bu haliyle sicimler madde ve madde ötesi tüm varlıkların temeli olabilir. Bir yerlerde, görünmez bir şekilde, yumak halinde sarılı olduğu için bu boyutları göremiyoruz.Bu nesnelerin (tabii söz konusu olanın nesne olup olmadığı da bilinmiyor) tarif edilmesi imkânsız. Princeton’daki Elite Üniversitesi’nde görevli bir fizik dahisi sayılan Edward Witten, “süper sicimler” söz konusu olunca, büyülendiğini ve onları çok garip bulduğunu ifade ediyor. Witten, bazen saatlerce koltuğuna uzanıyor ve gözlerini tavana dikerek evrenin yapısını açıklamayı amaçlayan “M-Teorisi” üzerine düşünüyor. Teoriyi henüz tek bir formül haline getiremiyor. Daha, M harfinin anlamını bile çözmüş değil. Süper sicim teorisini irdeleyen bilim insanları M kelimesinin sır, gizem anlamına gelen “Mysterium”dan geldiğini düşünüyorlar. Tariflerin fizikî anlamdan ziyade dinî bir nitelik taşıması karşısında şaşkın. Bilgi ve akılcı araçlarla analiz yapan yöntemlerden farklı bir sır ile mi karşı karşıyayız acaba? Tüm çabalara rağmen varlığın en merkezinde yer alan şeye ulaşılamayacağı bir nokta mı var? Milyarlarca yıl önceydi, henüz Güneş yok, Dünya ve gezegenler ortalıkta gözükmüyordu. Galaksiler ve galaksiler arasındaki “uzay” birbirine yakın hatta bitişik haldeydi. Daha da önceki dönemlere gidildiğinde hiçbir genişlemenin olmadığı bir “zaman aralığı” çıkıyordu karşımıza. İşte bu kâinatın ilk doğduğu an olmalıydı. Bir noktadan sonra daha da öteye gidildi. Öyle ki “yaratılıştan” önceki zamana varıldı. Yaratılış çekirdeği, madde ve fizikî kanunlarla açıklanamaz haldeydi. CERN’deki deneyler, her şeyin tek bir şey halini aldığı o “belirsiz ve tarifsiz” yaratılış çekirdeğinin neden ibaret olduğunu açıklayabilecek ipuçlarına ulaşacak mı? Kâinatın ilk günlerine gidileceği, küçük bir yaratılış patlamasının tekrarlanacağı deneyden beklentiler büyük. Tüm olayların tek bir denklemle ifade edileceği sonuçlara ulaşacaklarını umuyor bilim adamları. Bilim camiasında, bütün formüllerin temelinde yatan ana formüle ulaşmanın heyecanlı bekleyişi var. Varlık, metafizik eksenli yeni bir tanıma daha kavuşabilir. Kâinatın bütünlüğü ve hiyerarşisine olan inanç, ilim adamlarını kâinatı izah edecek daha temel ve basit bir teoriyi bulmaya doğru koşturuyor. Evrendeki tüm sistemlerin ahenkle işlemesinde rol alan kuvvetlerin ve topyekûn maddî unsurların, sonuçta tek hakikatin değişik yansımalarından ve tecellilerinden başka bir şey olmadığı gün geçtikçe bilim aynasında daha iyi ortaya çıkmaktadır. Yeni buluşlar evrenin tek bir noktadan ve tek bir özden çıktığına destek verirken, ortaya çıkan gerçeklikler, tek bir Yaratan’ın varlığına açık deliller ortaya koymaktadır. Öyle görünüyor ki elde ettiğimiz sonuçlar, evrene ve varlığa yüklediğimiz manayı değiştirecek. Hatta öyle beklentiler var ki, ortaya çıkacak buluşlar nereden gelip nereye gittiğimiz ve ne amaçla yaratıldığımız gibi yaratılış sırlarına açıklık getirebilir; din ile bilimi buluşturacak sonuçlara götürebilir.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim Bay Yeşil Gen karanlıkta parlıyor

    Bütün kedilerin gözleri karanlıkta canavar gibi parıldar, ama bunun farkı tüm vücudunun parlaması, Adını Yeşil Gen koydular. Çünkü bu kedi, hemcinslerinin aksine karanlıkta tüm vücudu ışıklar saçan bir kedi. Gün ışığında gayet normal görünen bu kediyi, karanlık bir odaya koyup da ultraviyole ışıklara maruz bıraktığınızda çok parlak bir yeşil renkle parlıyor bedeni. Altı aylık olan bu erkek kedi, bilim adamları tarafından yaratıldı. Safra kesesi gibi bazı hastalıklarla mücadele etmenin yollarını arayan bu bilim insanları, kedinin DNAsı ile oynayarak bir genin hayvan vücudunda nasıl tepkiler yarattığını görmek istiyorlar. Yeşil floresan geni olarak bilinen bu gen, kendini daha çok mukoza dokusunda gösteriyor. Bu Nedenle Bay Yeşil Gen’in en çok burnu ve kulağı parıldıyor kızılötesi ışıklarda. Bu deneyin kedinin sağlığında hiçbir problem yaratmadığını söyleyen doktorlar, deneyde kedinin seçilmiş olmasının nedeninin de genetik yapılarının insanlarla aynı olduğu için tercih edildiğini söylediler. Bu proje sayesinde, florasan proteini geni bir çok hastalığın tedavisinde kullanılabilir diye umut ediliyor.

    Yorum YAZ!
  • Güncel Bilişim Güneşte şaşırtan soğuma

    Dünya küresel ısınma problemiyle yüzyüze gelirken, Güneş‘ten dalga dalga yayılan parçacıklar gittikçe zayıflıyor.Dünya küresel ısınma problemiyle yüzyüze gelirken, Güneş’ten dalga dalga yayılan parçacıklarla yüklü güneş rüzgarlarının, son 50 yılın en zayıf düzeyinde olduğu belirlendi. Güneş’ten yayılan parçacıkları inceleyen Avrupa Uzay Ajansı’nın (ESA) Ulyssees uydusunun 18 yıldır gönderdiği verileri inceleyen bilim adamları, Güneş’in “corona” adı verilen sıcak dış atmosferinden yayılan güneş rüzgarlarının giderek zayıfladığını tespit ettiler. Bunun tüm Güneş Sistemi’nde etkileri olacağını düşünen araştırmacılar, Güneş’in yüzde 20-25 daha az üflediğini ve Ulyssees uydusunun, güneş rüzgarlarının yüzde 13 serinlediğini belirlediğini ifade ettiler.

    Yorum YAZ!